Sivas, son yıllarda hiçbir ilimize nasip olmayan ciddi bir canlılık ve hamle içerisinde. Çok iddialı değiller, ama bir kararlılığın ve duruşun ifadesi olmalı ki yola çıkılmış. Önemli hamleler peş peşe yapılıyor. Şehrin logosu: “Kültür Şehri Sivas”! Gerçekten bir kültürel diriliş var burada. Görünce şaşırmamak mümkün değil. Birkaç yıl önce, “Hayatağacı”yla tebessüm ettiler. İlk sayısını görünce, sevindim. Dizaynı, baskısı güzel, muhtevası zengin bir dergi. Hemen arkasından, “Sivas Bin Temel Eser” serisi başlatıldı. Bu eserler ile bu şehrin sadece geçmişi anlatılmıyor, geleceğine de önemli işaret taşları konuluyor… Aslında sadece bu kitaplar ele alınıp değerlendirilecek başlı başına bir konu. Hemen, aynı kalite belki muhteva olarak da aynı ama dolu dolu bir “Sultanşehir” dergisi geliverdi elimize. Arkasından “Buruciye Edebiyat”; edebiyat dergilerinin çokluğuna rağmen, hep dar alana sıkışan yayınlardan daha dolu ve daha kucaklayıcı bir dergi. Arkasından “Sivas Kültür”…Dilerim nazar değmesin, kaynak tükenmesin, çıkaranlar yorulmasın…Bugün, İstanbul’un dışında, hiçbir şehrimizde böylesine bir canlılık yok. Sivaslı aydınlar, bunlarla da yetinmiyorlar: “Buruciye Kültür Sanat Derneği”ni kurarak, buradan da yayınlar yapıyorlar. Şimdiye kadar dokuz kitap çıkarmışlar. Hele bir eserleri var ki, Cumhuriyet Tarihimizin birçok karanlık ya da muğlak alanına ışık tutacak bir belgeler yığını: İrade-i Milliye Gazetesi. Bağımsızlık hareketinin yol haritasının gerçek ve kalıcı belgesi bence bu eserdir. Burada, İmparatorluğun bu harekete bakışı, bu hareketi Başlatan ekibin Padişahla olan diyalogları net bir şekilde görülüyor. Resmi tarihin dışına çıkılacakça, başvurulacak ilk kaynak bu gazete olmalıdır. Çünkü, buradaki her satırın neşrinde Mustafa Kemal’in dikkat ve katkısı var. Üstelik, gazetenin başyazılarını da bizzat kendisi yazmış. Ben bütün bunların üzerinde durmayacağım. Bunlar anlatılarak bitirilecek gibi değil. Şöyle bir tatil yapayım, gezip göreyim diyenler, sahillere, lüks tatil beldelerine gitmesinler. Gelsinler Anadolu’ya, tarihle kültürün, gayretle verimin, sevgiyle vefanın o doyumsuz örneklerini görsünler buralarda… Bu temenniyle şimdi bir başka cephesine bakmak istiyorum Sivas’ın: Geçtiğimiz ayın son günlerinde buradaki “Cumhuriyet Döneminde Sivas Sempozyumu”na katıldım. Orada, bu şehrin geleceği için kendi düşüncelerimi geçmişinden aldığım ışıkla anlatmaya çalıştım. Birkaç gün önce de, (9 Kasım’da) “Buruciye Şiir Akşamları”na davetliydim. Sivas (Şarkışla) doğumluydum ve 45 yıllık edebiyat hayatımda, Sivas beni yeni fark ediyordu. Kendilerince haklıydılar da, ben çocukluğumda Kayseri’ye gelip bu şehirde eğitimimi tamamlamış ve buraya yerleşmiştim. Onunla da yetinmemiş, bu şehrin kültürüne katkı sağlayacak birçok şehir kitabını “Kayseri” adına yapmıştım. Bu yüzdendir ki, kültür çevresi beni Kayserili kabul eder. Ben de doğrusunun böyle olduğunu ama bunun doğum yerimin Sivas vakıasını değiştirmeyeceğini söyleyerek, “Sultanşehir”deki bir yazımda da, “Aidiyetim Sivas, şehrim Kayseri” demiştim. Aslında ben bu iki şehrin gönül köprüsü bir isim olmak istiyorum. Hiçbir zaman birini diğerinin önüne almayarak, kültürel dinamikleriyle Sivas’tan ekonomik dinamikleriyle de Kayseri’den vazgeçmeyi düşünmüyorum… Peş peşe çağrı olmasına rağmen, doğduğum şehre karşı borcumun sorumluluğu altında hareket ettim ve sempozyuma gittim. İkincisi için de, gönül dostum, tertip komitesi başkanı Doç. Dr. Alim Yıldız’a; ‘gerekirse, gelecek yıl gelebileceğimi, beni bu defa affedebileceklerini’ söyledim. ‘Hayır’ dedi, ‘gelmelisin ağabey!’ Eh, kalkıp yeniden gittim. Hoş bir gece geçirdik. Derbi dedikleri büyük takımların maç saatinde olmasına rağmen, ilgi olağanüstüydü ve salon lebalep doluydu. Program, kısa bir süre önce kaybettiğimiz Erdem Bayazıt’a ithaf edildi. İki yıl önceki ilk şiir programına katılan Erdem Bayazıt’ın o gün okuduğu ve kendi sesinden verilen şiirleriyle başladı. Belediye Başkanı Sami Aydın kısa ama güzel bir konuşma yaptı. Sivas’ın kültür kenti olduğunun altını çizdi. Gelişmişliğin bununla ölçülmesi halinde Sivas’ın bugün ülkenin ön sıralarında yer alan bir şehir olduğunu söyledi. Belediye olarak bu iddialarını bir kararlılık halinde sürdüreceklerine işaret etti. Daha sonra kürsüye Türkiye’nin dört bir yanından gelen şairler çağrıldı. Sivas’tan: Ahmet Mahir Peşken, Alim Yıldız, Bilal Tırnakçı, İbrahim Yasak, Mustafa Birinci, diğer illerden ise; Mehmet Atilla Maraş, Mehmet Şamil Baş, Metin Önal Mengüşoğlu, Muhsin İlyas Subaşı, Mustafa Özçelik, Müştehir Karakaya, Nurullah Genç, Özcan Ünlü, Recep Garip, Şaban Abak, Talip Işık ve A.Vahap Akbaş çıkıp şiirlerini okudular. Bu programın bugüne kadar katıldığım programlardan farklı ve güzel yanı, davet edilen şairlerin şiirlerinden oluşan bir antolojinin girişte bütün dinleyicilere hediye edilmesiydi. Böylece, şiirseverler, salonda dinledikleri şairlerin, şiirlerini temiz baskılı sevimli bir kitapla evlerine taşıyorlardı. Üstelik buna bir başka güzelliği de dinleyiciler kattılar ve şairlere kitaptaki şiirlerinin üzerine imzalarını alarak bir de imza koleksiyonu oluşturma şansını yakaladılar… Benim üzerinde duracağım diğer bir konu ise, on gün içerisinde iki ayrı etkinliğiyle iç içe olduğumuz Sivaslı aydınlardır. Sivas,Türk-İslam tarihi boyunca, halk edebiyatıyla temayüz etmiştir. Bu bakımdan, burada halk edebiyatı büyük gelişme göstermiş bulunmaktadır. Günümüz edebiyat ve kültürü ise, mevcut önemli isimleriyle, ülke genelindeki etkinliğiyle, halk edebiyatından çok daha ileri bir seviyeye gelmiş durumda. Yukarıda sözünü ettiğimiz süreli yayınların hemen tamamına yakınını bu kadro gerçekleştiriyor…Onun için de birini diğerinden ayırmak doğru olmayacak gibi geldi bana. Aslında, burada sayacağım yığınla isim var. Birini diğerinin önüne almak doğru değil. Hepsi, bir bütünün parçaları gibi davrandılar. İki gün boyunca, Alim Yıldız, Erdoğan Tunç, İbrahim Yasak, Bilal Tırnakçı, Mustafa Pakoğlu, Halis Demir, bizimle sürekli birlikte oldukları için bir şükran borcumuzu ifade etmek isterim. Şu kadarını söyleyelim. Üniversitede şehrin yerlisi bilim adamları, öyle akademik kariyeriyle yetinen cinsinden insanlar değiller. Halk çocuğu olmanın, halkına karşı sorumluluğunun farkında olmanın bilinciyle hareket ediyorlar. Bu toparlanmanın ve sıçrama yapmanın altında bunların ortak şuur ve fedakârlığı var. Buna kurumlar olarak Vilayeti, Belediyeyi ve Üniversiteyi de ilave ettiniz mi, mesele böyle oluyor ve karışınıza aydınlık bir Sivas çıkıyor… Onları kutluyorum, başarılarının sürekliliğini koruması için dua ediyorum. Diğer illerimizdeki aydınların da buradan ders almalarını diliyorum… Bir küçük not daha eklemek isterim: Çok yanlış bir iş yapılarak Kültür ile Turizm Bakanlıkları birleştirildi. Turizm ekonomiye katkı sağladığı için doğal olarak bu birleşmede baskın çıktı ve kültür geri plana itildi. Bu yüzdendir ki, genel politikanın gereği, birçok ilde, kültür hizmetleri üvey evlat muamelesi görür. Burada Sivaslı farkını yine göstermiş ve kültürü turizmin önünde değerlendirmiş. Bunda Kültür-Turizm Müdürü Kadir Pürlü’nün özel eğilimi ve son dönemde Sivas’a hizmet veren Valilerin olaya bakışının payı unutulmamalıdır. Sivas, için bir şiirim var. Bunu, ağabeyim dostum, Yavuz Bülent Bakiler, “Sivas Şiirleri Antolojisi”ni 2002 yılında bana imzalarken, “ Bu kitapta, Muhsin İlyas Subaşı’nın da bir şiirinin bulunmasını çok isterdim.” Notuyla bana bir uyarıda bulunmuştu ve bu şiiri o not yazdırmıştı. Doğal olarak bende şiirimi kendisine ithaf etmiştim. Oradaki ortamda bunu okumaya fırsat bulamadım. Şimdi buraya alıyorum: SİVASLI - Sn. Yavuz Bülent Bâkiler’e Kızılırmak Sivas’ın sunar yurda terini, Türküsünü gurbete bir umut gibi taşır. Selçukludan gül alır, uzatır ellerini, Atalarının tatlı rüyasına ulaşır. Tarihi üzerine bir örtü gibi çeker, Yurdun her karışına terini pul pul eker, Bayrağını kanıyla yıkayıp ufka diker, Sınırımızda ruhu nöbet için dolaşır!... Kucaklar toprağını, ana gibi, yâr gibi, Dolunay gibi berrak, safçadır sular gibi, Kuşatır insanları sıcak arzular gibi, Sivaslı barış için acıyla kucaklaşır. |